RÖPORTAJ

Sintek’in farkı, her seviyedeki çalışanından oluşan enerjisi…

Türk basketbolunun efsanelerinden Murat Didin, Sintek’in isim sponsoru olduğu Sintek Janova’nın Head Coach’u olarak ülkemizi Litvanya’da temsil ediyor. Renkli, her daim güler yüzlü ve birbirinden zekice esprileri ile tanıdığımız Murat Hoca ile Sintek Plus için buluştuk. Çoğu kez kahkahalarımızla bölünen müthiş keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. İşte Murat Didin ile söyleşimizden, sayfalarımızın sütunlarına yansıyanlar… 

Türk basketbolseverleri sizi oyunculuk, coachluk ve yorumculuk kariyerlerinizle yakından tanıyor. Bir Türk şirketi olan Sintek’in Litvanya’da Jonava’ya sponsor olması sizde nasıl duygular uyandırdı?

Basketbolun 7 den 70’e tüm kitlelerin ilgisini çektiği, benzetme ne kadar doğru olur bilmiyorum ama adeta din gibi algılandığı bir ülke Litvanya. Bahçesinde potası bulunmayan okul, alışveriş merkezi, fabrikası olmayan, hemen evin bahçesinde bir köşenin basketbol sahası olduğu bir ülke düşünebiliyor musunuz? 

Ve Sintek, basketbolun bu rüyalar ülkesindeki yerini almış... Basketbol masalının bir parçası olmak için yapmış bunu. Coach olarak, yönetici olarak, maça gelen misafir olarak; ilgili, gönüllü, her birey için tarif edilemez güzel bir duygu bu...

Sovyetler Birliği döneminde milli takımlarının sembolü Arvydas Sabonis ve Rimas Kurtinaitis’i çok iyi hatırlıyoruz. Sabonis’in daha sonra NBA başarıları ve bitmek tükenmek bilmeyen üçlüklerini unutmadık. Böyle bir ülkede, gençlerin basketbola ilgisini ve gelişimlerini nasıl gözlemlediniz?

500 bin nüfuslu Kaunas’tan Euroleague Final Four’u oynayan bir takımın çıkması, 18 bin kapasiteli Zalgiris Arena’nın her maç tıklım tıklım dolu olması harika bir şeyler... Nerede ise her evden bir veya bir kaç kişi salonda her akşam... Ülkede basketbol sevdalı büyükelçilerin hepsinin talebine karşılık verememeleri ve onları ağırlamak için belli bir sıra oluşturmaları herhalde en büyük problemleri olsa gerek…(Gülüyor) Böyle bir mutluluk tablosunda tabii ki gençlerin de büyük ilgisi ve katkısı var. Ama gelişim deyince biraz durmak gerek diye düşünüyorum. Garastas ile başlayıp, Kazlauskas ile Avrupa şampiyonluklarına ulaşan, onları yetiştirmek ana hedefi olan coach yoğunluğuna ve kalitesine rastlamak kolay değil. 

LİTVANYA’DAKİ BASKETBOL ALTYAPISI

Litvanya basketbolu deyince Türk sporseverlerin aklına Zalgiris Kaunas, Vilnius Rytas ve Klaipedea Neptunas gibi takımlar geliyor. Ve de tabii ki 2011’de Fenerbahçe ile Türkiye şampiyonluğu kazanan Sarunas Jasikevicius bizler için unutulmazlar arasında. Sarunas’ın koçluğunu ve Zalgiris’i nasıl değerlendirebilirsiniz?

Tabii ki Sarunas oynadığı Türkiye ve Yunanistan’da sempatik, üstün yetenekli bir basketbolcu olarak unutulmazlar arasında yerini aldı. Litvanya’da çok doğru kurulmuş bir organizasyonun saha içi lideri. Paulius Matejunas gibi kendini yetiştirmiş, Euroleague’de organizasyonun değerli bir parçası olmuş ve Sintek Yönetici Ortağı sevgili Onur Atakay ile Zalgiris Arena’nın, takımın ve idarenin yaşadığı bölümleri izlerken gözlerinize inanamadığımız bir küçük NBA yaratmış genç bir başkanın da katkılarını unutmamak gerek. Euroleague’in her daim ilk sekiz adayı bir takım yarattılar. Bütçelerini de özellikle Kaunas Belediyesi katkıları ile çok fonksiyonel bir seviyeye ulaştırdılar. Handikapları, coach’luğa direkt A takımdan başlamış olsa da Sarunas’a yakın ikinci bir coach göremiyorum açıkcası. Rekabetin olmaması, ileri aşamalarda gelişmeyi engelleyebilir. Bir diğeri de, inanılmaz, ama gerçekten inanılmaz bir alt yapı malzemesi var. Bunun çok daha değerli işlenmesi gerektiğine inanıyorum. Uzun dönemde Zalgiris ve Litvanya basketbolunun başarılarının sürdürülebilmesi için bunun şart olduğunu düşünüyorum. 

TÜRKİYE İLE FARKLILIK

Litvanya halkının basketbola olan ilgisi ülkemiz ile kıyasladığınızda yorumlarınız nasıl, doğrusu merak ediyoruz...

Öncelikle nüfusları bizim 25’de birimiz kadar olsa da, DNA’larında müthiş bir basketbol değeri var. Nerede ise çocuğun için spor seçmiyorsun, doğru salona ve sahanın içine atıyorsun aslan parçasını... Bizim ülkemizde, şu anda basketbolun lokomotifi olan Fenerbahçe ve bayrağı Fenerbahçe’ye kaptırdıktan sonra, yıllardır süren durgunluğunu aşan ümit veren bir Anadolu Efes..

Ve rahmetli Mehmet Baturalp ağabeylerden, Yalçın Granit’lerden bugünlere taşınan; Doğuş, Tekfen gibi spor gönüllü firmaların harika desteği ile bir ilim yuvası olan Darüşşafaka..

Bana söyleyebilir misiniz, kaç oyuncu çıktı son yollarda, Galatasaray’dan, Beşiktaş’tan, hatta Tofaş’tan veya büyük destek verilen Garanti 12 Dev Adam okullarından, Anadolu’dan?

Kantite, sayı olarak ilgi güzel elbette. Ama o sayılardan iki senede bir de olsa birer yıldız oyuncu ve liglerimize çeşitli takımlara dağılan onlarca oyuncu yok ise o zaman oturup sorgulamalıyız, akışı, basketbolumuzu ve kendimizi... Her ne kadar Litvanya’da ana spor basketbol, biz de ise tüm Avrupa gibi futbol olsa da, 3 milyon nüfuslu bir ülke ile yarışmamız, baş etmemiz gerekmez mi?

Zalgiris Arena’yı adeta görmüş gibi olduk. Siemens Arena, Jonava Arena gibi diğer salonlar? Yani oyuncuların yetişme alanları… Yine biraz karşılaştırma ile lütfen...

Jonava Arena da müthiş bir tesis. Hatta yeni biten, birer kişilik kamp odaları, yüzme havuzu, dinlenme, toplantı odaları ile ikinci tesis de. Ama hakkını veriyorlar mı dersen, kocaman bir hayır derim... Günün birinde içindeki hiç bitmeyen spor ve çevre aşkının yanında paylaşım duyguları ile sevgili patronunuz Onur Atakay, Litvanya’da salonun adını da “Sintek Jonava Arena” olarak değiştirir ise hiç birimiz şaşırmayalım. O zaman çok daha fazlasını bekleyebiliriz harika tesislerden...

SPONSORLUKTA BEKO VE THY ÖRNEĞİ

Birazda ülkemize dönelim isterseniz. Türkiye’de şirketlerin basketbola verdikleri değeri yeterli göremiyoruz. Sözgelimi, en büyük kulüplerimizden Fenerbahçe bu sezon uzun bir süre sponsorsuz mücadele etti. Bu noktada mesajlarınız olabilir mi?
Deniz, sen bana kitap yazdırmayı kafana koymuşsun… (Gülüyor) O kadar kapsamlı bir soru ki... Bugün sponsorların sahada, salonlarda, ekranlarda ve bir çok alanda görünürlükleri var. Buralara, telefonla şirket sahiplerinden, hatırlı eş dosttan kulüplere katkı isteme günlerinden geldik. Ama daha alınacak çok yol var... Almanya’da çalıştığım 6 yıl boyunca çok şey öğrendim, paylaştım, ben de üretimin bir parçası oldum. İster inan, ister inanma basketbol sevdalı, Deutsche Bank Avrupa Başkanı sevgili Rainer Neske’nin söyledikleri işin özeti: “Dünyanın en büyük bankalarından birini yönetiyoruz, bir çok sosyal sorumluluk projelerine sponsorluk yapıyoruz ama spor (basketbol) sponsorluğunda her gün başka bir şey görüyor, farklı bir şey öğreniyoruz.” 

Beko, “Beko Basketball Bundesliga” isim sponsorluğu ile Almanya’daki bilinirlik yüzdesini inanılmaz artırdı.

THY, Euroleague isim sponsorluğunun oluşumunda bizzat bulundu, dönemin Yönetim Kurulu Başkanı sevgili Sn. Hamdi Topçu ile bizzat paylaşarak…

Daha sonra, Euroleague finallerinin İstanbul’a alınması için her aşamada yine bir çok şeyi paylaştık, şimdiki Yönetim Kurulu Başkanı sevgili İlker Aycı ile...

Bu beraberlikler; tecrübenin, her gün üretebilmenin, inovatif düşüncelerin toplamı kadar başarı yaratabiliyor...

DÜNYA KUPASINDAKİ ŞANSIMIZ…

Dünya Kupası’nda A Milli Erkek Basketbol takımımızın şansını nasıl görüyorsunuz?
Şimdi gerçekten zor yerden sordun... Niye mi? FIBA, Euroleague’in önlenemez yükselişine ortak olmak istedi. Çeşitli stratejiler denese de ilk Euroleague’e katılan 11 takımın da yönetimin bir parçası olması artısı ile kendi kendini yöneten bir şirketin özgüvenini, gücünü kullanarak ne ödün verdi, ne de bir beraberliğe davetiye çıkardı. Tabii ki Dünya Şampiyonası’na katılmak bir onur... Ama şampiyonanın tarihinde, NBA’de oynayan oyuncuların durumu, ortak mı yoksa bireysel mi karar alacakları, kadroların nasıl olacağı, hepsi bugünden bir soru işareti... Yani, mesela yarın oynanacak Euroleague maçına görüş bildirir gibi yaklaşmak kolay değil...
Bu soruna cevabı, bir kaç ay sonrasına, kadroların belirlenmesi sonrasına saklayalım olur mu? 
Türkiye Basketbol Ligi’ndeki yabancı uygulamasının Türk Milli takımı için dezavantaj yarattığı yorumlarına katılıyor musunuz?

Asla... Katılmam mümkün değil. Bugün basketbol, futbol, voleybol, tüm takım sporları globallik içeriyor. İlle de bir ligde oynaman şart değil ki… Burası olmadı mı, git İtalya liginde, İspanya 1’inci veya 2’inci liginde oyna ya da takım çalıştır... Şart değil ki sadece Türkiye de forma giymek, takım çalıştırmak... Artık pasaportların değerinin azaldığı, işgücünün verimliliğin ve performansının öne çıktığı bir çağdayız. Milli takımına yararlı olabilmek için bilmem hangi takımda veya hangi pozisyonda, hangi ülkede oynadığın öncelikli değil. Öncelik; oynayacağın, gelişeceğin yerde olmak, olabilmek... Belli sınırlamalarla sana, oyuncuya, coach’a verilecek pozisyonların, aslında söz konusu kişileri rekabet ortamından uzaklaştıracağına inanıyorum. Ciddi başarılara ulaşabilmek için, ciddi rekabetlerden geçmek gerekiyor diye düşünüyorum.

FIBA- EUROLEAGUE ÇEKİŞMESİ

FIBA- EUROLEAGUE çekişmesi, FIBA tarafından NBA’ye hiç yansıtılmıyor, yani Amerika kıtası farklı bir davranış sergiliyor. Sizin bakış açınızı merak ediyoruz...

Eski FIBA Dünya Başkanı rahmetli Patrick Baurmann tamamen Euroleague’i rakip olarak almıştı... Fakat Euroleague kulüpleri o kadar sağlam durdular ki… Fransa Basketbol Federasyonu doğal olarak FIBA’yı desteklerken, başkanın görüşme yaptığı kaptan Tony Parker ikna olmadı ve Euroleague’in yanında oldu. Bu örnekleri çoğaltabiliriz.

Ülker tüm baskılara karşın Euroleague’e katıldığı gün, takımın coach’u idim ve ne kadar doğru yapıldığını bir kez daha görüyorum. O günün doğru okuması, bugünün Fenerbahçe ve Efes’ine asil üye olarak her daim iki katılma hakkı veriyor. Bu sayı Fransa, Almanya, İtalya’da sıfır iken... FIBA denedi, kendine rakip seçti ama NBA’ye karşın atak yapmak, sonucu belli bir meydan okuma olurdu. Keza Euroleague karşısında da sonuç farklı olmadı. Ama bazen bir fanusun içine giriyorsun, dışarıyı gözlemlemekte zorluk çekiyorsun herhalde...

“ALMANYA’DA PES ETMEDİK”

Koçluk hayatınızın en deneyimli çağındasınız, Almanya dönüşü üç dört sene hiç bir yerde çalışmamak sizin arzunuz muydu?

Almanya dönüşü biraz da özellikle Düsseldorf’da çalışırken; Beko, Grundig, THY, Yayla, Gloria Hotelleri gibi bir çok Türk firması hem Alman pazarına, hem benim varlığıma inanarak destek oldular...

Onları mahcup etmedik ve batmış olan, 64 yıldır 1. Lige’ saha başarısı ile çıkamamış Düsseldorf’u wild card falan kullanmadan, bileğimizin hakkı ile 1. Bundesliga’ya çıkardık. Elbette katkısı olan herkes ile beraber...

Kulüp maalesef bizden önce o kadar suistimal edilerek yönetilmiş ki, bu zafer kolay elde edilmedi. Ben ve arkadaşlarım, bize verilen değerin karşılığını verebilmek için, bozuk finansal yapıyı düzeltmek amacı ile bir dolu da yatırıma girdik. Sonunda tarihte ilk defa en üst ligde bir Türk takımı; göğsünde Yayla veya THY yazan adı Gloria Giants olan bir “Made in Turkey” basketbol yapıtı olacaktı sahada... Oldu da en sonunda... 2. Bundesliga’ya düşen kulübün başkanı aynı zamanda ligin de Yönetim Kurulu Üyesi ve Lisans Kurulu Başkanı idi. Geri dönebilmelerinin tek olasılığı, bizim sahada kazanarak çıkmamıza rağmen, eski yıllara dayanan ve onların çok iyi bilip, bizim/ benim hiç bilmediğimiz eksiklikleri kullanarak bize lisans vermemekti... Bir takım sıkıntılara teslim oluruz zannettiler... Ama bizler Akdenizli, ODTU’lü, basketbolcu, savaşçı Türkler olarak asla pes etmedik... O tahkim senin, bu mahkeme benim dolaşıp duruyoruz... Biz net haklıyız ama onlar ev sahibi...
Eee Deniz, senin berbere gidince beni tanımaz, sen alırsın önceliği, sırayı... Öyle de oldu nitekim. “Evin sahibi kazanınca”; bana “Aslan parçası sen çok iyi işler yapıyorsun, seneye bir daha çıkarsın” çıktı falında dediler (Gülüyor). Ama sormadılar, bunu hazmedebilecek misin diye! Tabii ki hazmedemeyecektim... Ve bu arada transfer hemen hemen her ülkede bitmişti... Quakenbruck gelir misin dedi, inanılmaz bir basketbol ortamı ama... Ahmet için yabancıların gittiği okul yoktu. Her gün Osnabruck’e gidip gelmesi gerekecekti. Türkiye’de de, Digitürk CEO’su sevgili Ertan Özerdem, Murat Murathanoğlu, Murat Açıkgöz , “Euroleague’in yayın haklarına bir dünya ödedik, gel takımın parçası ol” dediklerinde, işler başka yöne aktı...

Peki, bu akıştan, özellikle Cumartesi öğlenleri hepimizi ekrana kilitleyen, bir çoğuna göre de tarihin en güzel doyurucu basketbol programını izlemek, öğrenmek bizleri çok mutlu etti de, ya seni?

Deniz, ne güzel atasözlerimiz var... “Misafir umduğunu değil, bulduğunu yer” mesela... Bizler bu dünyada misafiriz ve önümüze o konmuş. En iyisini yap ve tatmin ol... Yok ki ötesi... Ayrıca ekrandan tüm basketbolseverler ile paylaşmak, öğretmek, öğrenmek gibisi var mı?..

“JOB DONE, WE MADE THE GAME…”

Coach’luk özlemi diyeyim mi o zaman?

Deme... Ama hadi de ki cevap olsun… (Gülüyor) Ben öğretmek ve öğrenmek için bedenlendiğime inanıyorum. Ama bir de hayatın gerçekleri var. Belki de oynadığımız bir tiyatro ve biz o yaşamın oyuncularıyız. Sen hep bildiğini, istediğini öğrenmek istiyorsun, ama bir de yazılanlar var... Ben yaşamın tamamen kozmik olduğuna inanıyorum. Yemek bittikten sonra, basıyor musun bir düğmeye, “Haydi abim şimdi sindirim zamanı” diye?

Bu sistemi yaratan Rabbim, mutlaka senin içinde en güzelini, hak ettiğini düzenliyordur. Bazen bize inanılmaz acı veren sonuçlar çıkabilir, ama eninde sonunda onda da bir hayır vardır. O an biz göremesek bile... Almanya’da o kadar üzüldüm, 1. Bundesliga lisansı alamadığımız akşam... Bizim 3 numaramız Ahmet... Bir kaç dili ana dili gibi konuşuyor. Çok kaliteli ve zor bir üniversiteyi başarı ile bitiriyor. Maşallah çok mutlu, Allah’a şükür sağlıklı... Eee, bundan iyisi Malatya’da kayısı değil mi? Onun böyle güzel bir yol çizeceğini bilsem, her seferinde aynı, hiç hak etmediğimiz zorlukları yaşarım bir daha... Hepimiz çocuklarımız için yaşamıyor muyuz? Basketbolcası demek ki, “Job done, we made the game…” Yani “İş tamamdır, maç kazanılmıştır...” (Gülüyor) Coachluk deneyimi demiştin, değil mi? Kalktığın, uyandığın her gün zaten coach olman gerek, kendin ve çevren için... O zaman ne gam… 

BASKONİA’DA TÜRK FESTİVALİ OLUR MU?

Bu sene Euroleague finalleri İspanya Baskonia’da. Hiç orada sahaya çıktınız mı? Ve Fenerbahçe Beko, Anadolu Efes, iki takımımızda orada olabilecek mi sence?

Ülker ile iki sezon Euroleague de, Deutsche Bank’da da bir hazırlık turnuvasında Victoria’ya gittik... Hiç bir Sintek’li zorluk çekmez... Ankara’ya çok benziyor. Tam bir memur şehri, Malaga gibi… Deniz, güneş, kum ve sofrada İspanya mutfağına özgü tapas bekleme sakın... Çabuk yürüyen, her daim işe çalışmaya yetişen insanlar... Bask bölgesi ve hepsi onurlu gururlu, lüks yaşam az, aidiyet maksimum düzeyde. O kadar insanı karşılayacak otel bile kolay değil. Ama bu seni üzmesin, gelmeyi düşünenleri de. Bilbao, deniz kıyısı turistik şehri Victoria’ya koşu mesafesinde neredeyse. Yalnız araba ile koşmak koşulu ile…Burada tapas bulunur, müjdesini de vereyim İspanya mutfağı adına...

Hem Fenerbahçe Beko, hem de Anadolu Efes cevabını atladığını hatırlatayım o zaman...

Verdim bile cevabı, satır arasında... Boşuna mı hem Victoria hem Bilbao diyorum...

O kadar Türk taraftara yer açmaya çalışıyorum (Gülüyor)… Bence Baskonia 2019 bir Türk festivali olabilir İspanya’da... Olmaması için hiç bir sebep yok, özellikle Anadolu Efes ilk 4’te bitirip ev avantajını yakalarsa. Tabii ki konunun içinde basketbol şans perisinin varlığını da hiç unutmadan...

SİNTEK NASIL GÖRÜNÜYOR?

Sintek olarak spor ve spor sevgisi içimize işlemiş. Sizde ailenin bir parçası gibisiniz. Nasıl bir resim veriyoruz dışarıya desem, çok mu sıkıştırmış olurum?

Olur mu hiç, röportajlarda sorular cevaplamak içindir. Bazı guruplarda, patron, CEO, yönetimin bir kaç ağır topu spor sevdalıdır ve diğerlerini ikna eder... Sponsor olunduktan sonra da genelde altı gerektiği gibi doldurulmaz, beraberlikler ulaşması gereken seviyeye gelmez... Adı sponsorluk olarak kalır ve gider. Aslında sponsorluk da gelişmesi, büyümesi gereken bir iş kolu. Belki de ilk şartları, her iki tarafın da sporda donanımlı olması, diğer tarafı kardeş paydaşı olarak görmesi ve o ortaklığı her gün yeniden geliştirmek için yapılacak ortak çalışmalar...
Sponsorluğun ertesi günü, işin değerini unutmak, düşürmek bu beraberlikte oluşacak en büyük şanssızlık aslında...
Sintek’in bence en büyük farklılığı, patrondan CEO’ya, yönetimin her seviyesinden çalışanlara ve çok geniş bir Ankara arkadaşlık yelpazesine kadar herkesin zevkle katıldığı, gönülden takip ettiği bir beraberlik, enerji yaratılmış olması... Günün, keyfin, ailelerin, çocukların hayatına sporun neler katacağını bilen bir farkındalık bu. Bu sene Litvanya’da Jonava başlangıcında; Sintek fedakârlığı, arzusu, sorumluluğu ve vizyonunun alması gereken karşılığının çok çok altında kalındı maalesef...

Yine de sevgili Onur Atakay’ın; “Benim hayatımda her şey bir başarı hikâyesi oluşturması için başlar, öyle veya böyle, ben vazgeçmem ve geri dönmem... Başarıya giden yol için planladığım süreyi hakkı ile yaşamadan, çabalamadan pes etmem” felsefesi, kararlılığı, direnci, sahadan kalan harika bir güç, özgüven...
Eminim ki Litvanya’da iki üç yıl içinde, Türkiye de, Sintek’in yaşama değer kattığı bir çok coğrafyada spor ve basketbolun arkadaşlığı, heyecanı, enerjisi, paylaşımı hem Sintek’i daha özel kılacak hem de adım adım büyük bir evrensel sinerji, prestij, bilinirlik ekleyecek.

Sporun kazanmaktan çok önce, bir beraberlik, bir vücut, ruh sağlığı, dinginlik, özgüven aracı, bir takım oyunu gelişimi olduğunu fark etmek; onu gündelik hayatın, eğlencenin bir parçası yapabilmek, aslında benim görüp hissettiğim 7’den 70’e Sintek Grubu desem... En doğrusu bu olacak Sevgili Deniz herhalde...