RÖPORTAJ

Çimento artık “gri sektör” olmaktan çıktı…

Türkiye Çimento Müstahsilleri Birliği Eski Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Özdemir, yapılan yüksek teknoloji ve sermaye kaynaklı yatırımların sonucu olarak, çimento sektörünün “gri sektör” olma algısının ortadan kalktığını söyledi. Özdemir, sektörde mesleki yeterlilik ve standartlara en üst düzeyde önem verildiğini vurguladı.

Türkiye, çimento üretiminde Avrupa’da birinci, dünyada dördüncü sırada yer alıyor. İhracat alanında ise Avrupa’da birinci, dünyada üçüncü konumdayız. Yaşamın her alanına dokunan çimento sektörü, on binlerce insanımıza iş ve aş sağlıyor. Katma değer, çevre etkisi ve emisyonlarla ilgili eleştirilerin sürekli odağında yer alan Türk çimento sektörünün üretim proseslerinde ithalata bağımlılığı sıfıra yakın bir noktada. Yakın coğrafyalardaki potansiyel pazarların etkisiyle yerli ve yabancı sermaye tarafından cazibe merkezi olma konumunu sürdüren sektördeki son gelişmeleri, Türkiye Çimento Müstahsilleri Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Özdemir ile konuştuk.

İşte, çimento sektörünün en büyük oyuncularından biri olan Limak’ın duayen patronu Özdemir işe söyleşimizden sütunlarımıza yansıyanlar… 

Türk çimento sektöründe 51 entegre tesis ve 15 öğütme tesisi olmak üzere toplamda 66 fabrikanın üretim yaptığını biliyoruz. Toplamda ise yaklaşık 20 bin kişilik bir istihdam söz konusu. Sektöre uzun yıllar emek vermiş bir yatırımcı olarak Türk çimento sektörünün geldiği aşamayı nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Türk çimento sektörü sürekli büyüyerek ve tesislerinin modernizasyonunu yaparak bugünkü kapasitelere ulaşmış ve halen yeni yatırımlarla büyümeye devam etmekte olan bir sektör olma özelliğini korumaktadır. Teknik olarak fabrikalarda sürekli yenilik ve optimizasyon çalışmaları yapılmaktadır. Bu nedenle sektör olarak dünya genelinde teknik bilgi ve donanım kapsamında çok iyi bir düzeye gelmiştir. Ülkemizin en büyük sorunlarından biri olarak gösterilen istihdam konusunda ise sektörün kendi tesislerinde çalışanları haricinde, dolaylı olarak çalıştırdıkları taşeron, nakliyeci, yan sanayii vb. birçok sektörü de olumlu etkileyerek büyümekte ve devamlı olarak istihdamı artıran sektörlerin başında gelmektedir.

Ayrıca tesislerde devamlı olarak enerji tasarrufu sağlayacak yeni yatırımlar yapılmakta, geri dönüşümü yapılamayacak olan atıkları fırınlarında yakarak hem enerji tasarrufu noktasında hem de fırınlarında ürettiği atık gazdan elektrik enerjisi üretmeye kadar varan, çevreyi korumaya yardımcı bir sektör olma yolunda hızla ilerlemektedir. Ayrıca Türk çimento sektörü dünyadaki yenilikçi uygulamaları ve teknolojik gelişmeleri yakından takip etmektedir. Bunun neticesi olarak klinker üretim enerjisi 2018 yılında 2014 yılına göre %2,7 oranında, çimento öğütme enerjisi ise %2,6 oranında ve spesifik ısı tüketimi aynı dönemde %1 oranında azalmıştır. 

“SEKTÖR REKABETÇİ YAPIDA”

Sektörde kârlılık ve katma değer rakamlarının düşük olduğu eleştirileri hep dile getiriliyor. Ancak sektöre yabancı yatırımcı ilgisinin devam ettiğini görüyoruz. Bu durumu nasıl yorumlarsınız? 

Türkiye, dinamik, genç nüfusa sahip ve her zaman büyümeye odaklı bir ülke olma özelliğini korumaktadır. Dönem dönem piyasalarda yaşanan konjonktürel değişikliklerden doğal olarak çimento sektörü de etkilenmekte ancak her defasında bu durumun üstesinden gelmeyi de başarabilmektedir. Son yıllarda elde edilen kârlılık ve sektöre yapılan yatırımların geri dönüş sürelerinde uzamalar söz konusu olmuş olsa bile, Türkiye genç ve artan nüfusu ile büyümesini devam ettirecek ve ileriki dönemlerde sektör bu durumu aşacak güçtedir. Bu nedenlerle yabancı yatırımcıların her zaman ilgisinin devam edeceği düşünülebilir.

Türkiye’den yüzün üzerinde ülkeye çimento ihracatı gerçekleştirildiğini biliyoruz. ABD ile ihracatın artması ve Ortadoğu’daki yeniden yapılan süreci ile ihracatın arttığını da verilerden okuyoruz. Türk çimento sektörünün 2019 hedefleri nelerdir?

Türk çimento sektörü rekabetçi yapısı nedeniyle birçok ülkeye klinker ve çimento ihracatı gerçekleştirmektedir. Son yıllardaki Çin’de çimento üretiminin azalması, İran’a uygulanan ambargo, özellikle Afrika ülkeleri, ABD ve İsrail’deki inşaat faaliyetlerinin artmasına bağlı olarak, klinker ve çimento ihracatımız gelişmektedir. Burada ayrıca değinmemiz gereken Suriye pazarı olarak ise halen savaş devam etmekte ve çok kısıtlı ihracat yapılabilmektedir. Ama ileriki dönemler için sektörümüz açısından çok önemli bir pazar konumuna gelecektir.

“ARTIK ‘GRİ SEKTÖR’ DEĞİLİZ” 

Sektörün beton yollarla ilgili çağrılarını uzun yıllardır izliyoruz. Yönetim Kurulu Başkanı olduğunuz TÇMB de, bu konuda önemli farkındalık çalışmalarına imza attı. Ama arzu edilen sonucun çok gerisindeyiz. Bu konuda kamu otoriteleri ve sektör liderleri nasıl bir tutum içerisine girmeli? Sektör kendisini anlatmakta sıkıntı mı yaşıyor?

Türk çimento sektörünün belki de önünü açacak ve tasarruf anlamında ülkemize çok büyük katma değer sağlayacak bir uygulama da beton yol ve beton bariyerler konusudur. Biliyorsunuz asfalt yolların hammaddesi olan “bitüm” bir petrol türevi olup, ithal bir ürün olma özelliği nedeniyle hem çok maliyetli hem de yapısı gereği uzun ömürlü olamamaktadır. Beton yol ise hem ithalat gerektirmemesi hem de asfalt yollara göre maliyetinin çok daha düşük olması nedeniyle, ülkemize çok büyük katma değer sağlayacaktır. Sektör bununla ilgili olarak devamlı kamu otoritelerini aydınlatmakta, üniversitelerle işbirliği içinde tanıtım ve bilgilendirme faaliyetlerini sürdürmektedir. 

Çimento sektörü halk arasında kirlilik yaratan bir sektör olarak biliniyor. Ancak son yıllarda yapılan tesislerin ve tevsi yatırımlarının yüksek teknoloji ile yapıldığını biliyoruz. Sizin yatırımlarınızın da bu kapsamda olduğunu biliyoruz. Sektörde yüksek teknoloji yatırımlarının önemi yeteri kadar anlaşıldı mı?

Çimento sektörünün maalesef geçmiş dönemlerden kalma bir toz salınım mecrası ve gri intibası varken, son on yılda yapılan filtre yatırımları ve tozsuzlaştırma çalışmaları ile toz emisyonu önemli ölçüde kontrol altına alınmıştır. Bununla birlikte toz olarak nitelendirilen ve filtrelerde tutulan çimento, proses sürecine tekrar kazandırılmak suretiyle verimlilik açısından da pozitif bir döngüye kavuşturulmuştur. Ayrıca yasal limitlerin çok altında seyreden emisyon salınımları sürekli emisyon cihazları ile online olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız tarafından takip edilmektedir. Her şeyden öte çimento sektöründeki tüm aktörlerin sürdürülebilir çevre hedefleri kapsamındaki yükümlülüklerini gönüllük ilkesi ile yürütmekte olduklarını görmek sektörün örnek uygulamaları açısından son derece umut vericidir. Bu olumsuz intibanın ortadan kaldırılması için tüm paydaşlar ile sürekli etkileşim içinde olmak ve açık kapı politikası uygulamak süreci olumlu yönde etkileyecektir. 

“MESLEKİ YETERLİLİK VE YETİŞMİŞ İŞGÜCÜ SORUNU KRONİK SORUNUMUZ”

Çimento sektörünün ara iş gücünde ciddi problemleri olduğu biliniyor. Sektöre uzun yıllarını veren bir yatırımcı olarak, bu konuya bakışınız ve çözüm önerileriniz nedir? 

Üretim ve bilişim teknolojilerinin gelişimi ve çeşitliliği ile birlikte sanayinin iş gücünden beklentileri de değişmiştir. İşin iş başında öğrenildiği bir dönemden, bu gün eğitimli/sertifikalı personel profilİnin öncelikli istihdam edildiği bir sürece girdik. Dolayısıyla bir işin pratiğini biliyor olmak tek başına yetmiyor artık. Teori ve sertifikasyon alınmadan personel çalıştırılamayan bir dönemdeyiz. Fakat iş gücü piyasasında hem eğitimli, hem de aynı zamanda iş tecrübesi ve yetkinliğe sahip yeterli ara eleman yok. İkisini bir arada bulmak sektörün kronik bir problemi. Öte yandan Mesleki yeterlik standartlarının belirlenmiş olduğu alanlarda uygun diploma veya mesleki yeterlik sertifikasına sahip olmadan iş yaptırmak, iş güvenliği açısından riskli olduğu kadar, yapılan işin kalitesi açısından da önemli bir etkiye sahip.

Mesleklerin standartlaşma ve sertifikalandırılması uzmanlaşmanın bir sonucu. Artık herkes her işi yapamayacak. Bu konuda eğitimli veya sertifikalı çalışan bulmanın en zor olduğu alanların başında inşaat sektörü geliyor. Daha ziyade pratik ve tecrübe ile çalışılan bir alanda teoriyi de işin içerisine katarak bu alanda çalışanları mesleki yeterlik sertifikalarına kavuşturmak için çalışmalar devam etmektedir. Malumunuz bu konudaki devlet teşvikleri işverenlerin yükünü hafifletmektedir.

Çimento sektöründe ise ÇEİS meslek standartlarının oluşturulması ve belgelendirme süreçlerini çok etkin bir şekilde organize etmektedir. Çimento sektöründe ihtiyaçlar doğrultusunda mesleki yeterlilik sisteminin geliştirilmesi ve belgelendirme amacıyla Çimento Endüstrisi İşverenleri Sendikası ile Mesleki Yeterlilik Kurumu (MYK) arasında yakın bir işbirliği yürütülmektedir. Bu kapsamda ulusal ve uluslararası meslek standartları konusunda ölçme ve değerlendirme yapmak üzere ÇEİS bünyesinde kurulan Mesleki Yeterlilik Sınav ve Belgelendirme Merkezi iktisadi işletmesi (ÇESBEM) tarafından çimento sektörünün ilk mesleki yeterlilik belgesini “Çimento Üretim Elemanı (Seviye 3)” Limak Anka Çimento fabrikamızda düzenlenen teorik ve uygulamalı sınavlardan sonra vermiştir. İş yerlerimizde ihtiyaç duyulan ara eleman ihtiyacını öncelikle ve mümkün olabildiğince bulunulan bölgenin insanından temin etmeye çalışıyoruz. Fakat çeşitli sebeplerden dolayı mühendis ve uzman düzeyindeki kadrolar için bu çok mümkün olamamaktadır. Bu yüzden çalışmaya istekli, gelişime açık, potansiyelli adaylar istihdam ederek, nakil ve rotasyon politikası ile bölgesel ihtiyaçları iç kaynaklarımızdan karşılıyoruz. Bu ihtiyacın çok daha etkin ve sürdürülebilir şekilde çözümü için okul - sanayi işbirliği ve planlamasının gerekliliğini de sizin aracılığınızla paylaşmak isterim. 

“YERLİ EKİPMAN ÖZENDİRİLMELİ”

Çimento fabrikalarında yerli ekipman kullanımını artırmak için neler yapılmalı?

Çimento yatırımlarımızda mümkün olduğunca yerli ekipman kullanımına önem veriyoruz, ancak kritik ekipmanlar için sistem güvenilirliği ve sürekliliği göz önüne alınarak ithâl ekipman seçmek durumunda kalabiliyoruz. Yerli kullanım oranını artırmak için ekipman sağlayan ve kullanan kuruluşlar için teşvikler arttırılabileceği gibi üniversite- sanayi işbirliği ile artırılabilir. Sanayiciler olarak bizlerin de yerli ekipman kullanımını daha fazla desteklememiz gerekir.